Nisan 2008 için Arşiv

Kaplanlar

Salı, 29 Nisan 2008

 

Postları Her kaplanın postundaki ve yanaklarındaki çizgiler ile kaşları, insanların parmak izleri gibidir. Nasıl parmak izi her kişide farklı şekillere sahipse ve ayırt edici oluyorsa aynı şekilde kaplanlardaki çizgiler de sadece tek bir tanesine özeldir.

Kuş Bakımı

Salı, 29 Nisan 2008

 

Kuş bakımı konusunda bilgili olan bir insan için bakım oldukça basittir fakat bu konuda bilgisi olmayan insanların kötü sonuçlar alması olasıdır. Kuşunuz muhtemelen birçok arkadaşının bulunduğu bir ortamdan evinize gelmiştir. Kalabalık bir ortamdan tek başına kafese konulan kuş bir kaç gün moral bozukluğu yaşayacaktır. Iştahsızlık ve sessiz kalmak kuşunuzun bulunduğu ruh halini belirtir. Yem yemeyen kuşunuz sadece su ihtiyacını karşıladığı için dışkısıda oldukça sulu olur, bu sizi şaşırtmasın. Yeni satın aldığınız kuşunuzda bu gibi duurmların yanı sıra sağlıksız olduğunu belirten başka oluşumlarla da karşılaşıyorsanız bu durumu kuşu aldığınız yere belirtin. Kuşların bünyeleri oldukça zayıf olduğu için onu çok kısa bir sürede kaybedebilirsiniz.

Tıpkı insanlar gibi kuşlarında bir sağlık sorunu yaşadıklarında erken müdahale hayat kurtarabilir. Bu nedenle hayvanınız hangi tür olura olsun hasta olduğunu hisettiğinizde vakit kaybetmeden onu bir veterinere götürün.
 
Kafesin bulunduğu yer oldukça önemlidir. Kuşunuzun cereyanda olmamasına dikkat etmelisiniz. Ceryanda kalan kuşlar ciddi sağlık sorunları yaşayabildiği gibi, kısa sürede yaşamını yitirebilir.

Ailenize yeni katılan küçük üye evinizi tam olarak tanımadığı için onu en az 4 hafta kafesinden dışarı çıkarmamalsınız. Evin hangi köşesinde ne oduğu bilmeyen kuş etrafına çarpabilir. Bu da beraberinde bir iç kanamaya getirebilir.

Ev ortamına tam olarak alışmamış olan kuşunuza 4 hafta boyunca yeşillik vermemelisiniz. Kuşunuzun sindirim sistemi bozulacağından ishal olabilir.  Bir iki gün içinde ishal kesilmediği taktirde kuş yaşamını yitirebilir.

4. haftadan sonra kuşunuza haftada bir kereye mahsus olmakla yeşillik verebilirsiniz. Kuşunuz çiçeklerinizi yemek isteyebilir ama siz buna engel olmalısınız. Kuşunuza maydanozu ise asla vermeyin.

4 hafta boyunca kuş hiç bir şekilde banyo yaptırılmamalıdır. Kuşların banyo yapabilmeleri için bir takım malzemeler satılmaktadır. Bunları kuşunuzu satın aldığınız yerden temin edebilirsiniz. Kuşunuz sadece bu malzemelerle banyo yapmalıdır. Kuşların bünyesinin hassas olduğunu aklınızda tutmalı ve onu asla geceleri banyo yaptırmamalısınız.

Kuşlarda insanlar gibi mide bulunmamaktadır. Kuşlar yediklerini kuş kumu sayesinde öğütürler. Yediklerini öğütemeyen kuş ise sindirim bozukluğu yaşayabilir. Bu nedenla kafesinizde mutlaka kuş kumu bulundurmalısınız.

Yem alırken bunun tozlu olmamasına dikkat edin. tozlu yemler kuşlarda bazı hastalıkların ortaya çıkmasına yol açmaktadır.
 
Vitamini de kuşunuza belirli ölçülerde vermelisiniz. Kafes ortamında yaşamaya alışamamış bir kuş için bu oldukça önemlidir.

Kuşların uzayan gagalarını kısaltabilmeleri için onlara gaga taşı verilmelidir. Gaga taşlarının bir diğer özelliği de kalsiyum yönünden oldukça zengin olmasıdır.
 
Kuşunuzun beslenmesinde bol çeşitler kullanabilirsiniz. Onun tek bir besin kaynağına bağlı kalması sağlıklı gelişimini engelleyecektir.

Anne Zürafa ve Yavrusu

Salı, 29 Nisan 2008

 

 

Doğumdan sonraki birkaç gün içerisinde anne zürafa, zamanını yavrusunu yalayarak ve koklayarak geçirir, bu şekilde hem yavru temizlenmiş olur hem de annesinin kokusunu öğrenir. Bu koku, anne ve yavrunun kalabalık bir sürünün içinde birbirlerini bulmaları gerektiğinde işe yarayacaktır. Herhangi bir sıkıntılı durum içerisinde bulunan yavru, annesinin dikkatini çekmek için çeşitli sesler çıkarır. Annesi de onu sesinden hemen tanır ve yardımına koşar.
Zürafalar yavrularını hiç yanlarından ayırmazlar. Saldırıya uğradıklarında yavrularını vücutlarının altına iterler ve ön ayakları ile düşmanlarına sertçe vurarak saldırırlar.
Küçük gruplar halinde yaşayan zürafalar bütün yavrulara birlikte bakarlar. Yetişkin zürafalar dönüşümlü olarak yavruların başında nöbet tutarlar. Bu güvenlik sistemi sayesinde diğer anneler rahatlıkla bebek zürafaları bırakıp kilometrelerce uzağa yiyecek aramaya gidebilirler

Yunus Balığı

Salı, 29 Nisan 2008

Yunustaki Tasarım Yunuslar ve balinalar diğer tüm memeliler gibi ciğerleri ile solunum yaparlar. Bu, onların su içinde iken balıklar gibi nefes alıp veremeyecekleri anlamına gelir. Bu nedenle nefes almak için düzenli olarak su yüzeyine çıkarlar. Başlarının üstünde hava alıp vermelerini sağlayan bir delik bulunur. Burası öyle tasarlanmıştır ki hayvan suya daldığında delik bir kapak tarafından otomatik olarak örtülür ve içeri su kaçması önlenir. Su yüzeyine çıkıldığında ise, kapak yine otomatik olarak açılır. Boğulmadan Uyumayı Sağlayan Sistem Yunuslar her nefes alışlarında ciğerlerinin % 80- 90′ını havayla doldururlar. Oysa çoğu insan için bu oran ancak % 15′i bulur.Yunuslar için nefes almak insanlarda veya diğer kara memelilerinde olduğu gibi bir refleks değildir, iradeli bir harekettir. Yani biz nasıl yürümeye karar veriyorsak, yunuslar da nefes almaya karar verir. Bu, hayvanın suda uyurken boğularak ölmemesi için alınmış bir tedbirdir. Yunus uykusu sırasında beyninin sağ ve sol yarım kürelerini yaklaşık on beş dakika arayla nöbetleşe kullanır. Bir yarım küre uyurken, diğer yarım küre yüzeye çıkarak hayvanın nefes almasını kontrol eder. Yunusların ağızlarındaki gagaya benzer çıkıntı ise sudaki hareketlerini kolaylaştıran bir başka tasarımdır. Hayvan bu yapı sayesinde suyu daha iyi yarmakta ve daha az enerji harcayarak, daha hızlı yüzebilmektedir. Modern gemilerin burunlarında da yunus ağzına benzer bir çıkıntı vardır. Bu hidrodinamik tasarım, gemilerin hızını da aynen yunuslarınki gibi artırmaktadır. Yunusların Sosyal Yaşamı Yunuslar çok büyük gruplar halinde yaşar. Güvenli bir koruma için dişiler ve yavrular böyle bir grubun ortasında yer alır. Grubun hasta üyesi yalnız bırakılmaz, ölene kadar grubun içinde tutulur. Bu güçlü dayanışma bağı, yeni bir yavru gruba katıldığı ilk günden itibaren başlar. Yunus yavruları önce kuyrukları dışarı çıkacak biçimde doğarlar. Bu sayede doğum tamamlanana kadar yavrunun havasızlıktan ölmesi önlenmiş olur. En son yunusun başı doğum kanalından çıkar çıkmaz, ilk nefesini alması için hızla su yüzeyine çıkarılır. Genellikle, yardım amacıyla anne yunusa bir başka dişi yunusda eşlik eder. Anne yunus doğumdan sonra hemen yavrusunu emzirir. Süt emmek için dudağı olmayan yavru, annesinin karnındaki bir yarıktan çıkan iki süt kaynağından beslenir. Bu bölgeye ufak ağız darbeleriyle dokunduğunda süt fışkırır. Yavru her gün onlarca litre süt içer. Bu sütün % 50’si yağdan meydana gelir (ineklerde ise sütün sadece % 15′i yağdır). Bu yoğun kıvam sayesinde, yavrunun vücut ısısını dengelemek için ihtiyaç duyduğu yağlı deri tabakası hızla oluşur. Hızlı dalışlar esnasında diğer dişiler yavruyu aşağı doğru iterek yardımcı olurlar. Ayrıca, yavruya avlanmayı ve sonarını kullanmayı da öğretirler. Bu yıllarca süren bir eğitim safhasıdır. Bazıları yıllarca sevdikleri bir aile üyesinin peşinden ayrılmazlar. 30 sene boyunca bu böyle devam edebilir. Yunuslar insanlarla kıyaslanamayacak kadar derin sulara dalabilirler. Bu konudaki rekor Balinagillerden amber balığına aittir. Amber balığı bir nefes alışla 3000 metre derine dalış yapabilir. Gerek yunuslar gerekse balinalar bu tip dalışlara uygun bir tasarımda yaratılmışlardır. Palet şeklindeki kuyruklar suya dalmayı ve yüzeye çıkmayı oldukça kolaylaştırır. Dalış için yaratılmış bir başka tasarım da hayvanın ciğerlerinde gizlidir: Hayvan derine daldıkça üzerindeki suyun ağırlığı, yani basıncı artar. Bu basıncı dengelemek için, ciğerlerinin içindeki hava basıncını da giderek artırır. Ancak bu hava basıncı giderek çok yüksek derecelere çıkar. Aynı basınç bir insan ciğerine uygulansa, ciğer yırtılıp parçalanacaktır. İşte bu tehlikeye karşı yunusun vücudunda çok özel bir koruma yaratılmıştır: Yunusların akciğerlerindeki bronşlar ve hava kesecikleri, basınca karşı son derece dayanıklı kıkırdak halkalarla korunmuştur. Yunusların vücutlarındaki bir diğer yaratılış örneği ise, vurgun tehlikesine karşı alınan tedbirdir. Dalgıçlar su yüzeyine hızlı çıkışlarda basınç farkından kaynaklanan bu tehlikeyle karşılaşırlar. Vurgunun nedeni, akciğerlere çekilmiş olan havanın ani bir biçimde kana karışarak damarların içinde hava kabarcıkları oluşturmasıdır. Bu baloncuklar kan dolaşımındaki düzeni bozarak ölüm tehlikesi meydana getirir. Balinalar ve yunuslar ise bizler gibi akciğerleriyle solumalarına karşın böyle bir problemle asla karşılaşmazlar. Bunun nedeni, derinlere dalarken insanlar gibi dolu ciğerle değil, boş ciğerle hareket etmeleridir. Ciğerleri hava ile dolu olmadığı için, bu havanın basınç değişikliği nedeniyle kana karışması ve dolayısıyla “vurgun yeme” tehlikesi ile karşı karşıya kalmazlar. Ama asıl soru burada ortaya çıkar: Eğer ciğerlerini hava ile doldurmuyorlarsa, oksijensiz kalıp boğulmaktan nasıl kurtulurlar? Bu sorunun cevabı, bu canlıların kaslarındaki yüksek orandaki “miyoglobin” proteinidir. Bu miyoglobin proteinleri, çok yüksek miktarda oksijen molekülünü kendi üzerlerine bağlar ve muhafaza ederler. Yani canlı için gereken oksijen, ciğerdeki havada değil, doğrudan kasların içinde saklanır. Yunuslar ve balinalar bu sayede uzun süre nefes almadan yüzer ve diledikleri kadar da derine dalabilirler. İnsanlarda da miyoglobin proteini vardır, ama çok daha az oranda olduğu için, aynı yüzme serbestliğini sağlamamaktadır. Yunus ve balinalara özel olan bu biyokimyasal ayarlama, elbette bilinçli bir tasarımın açık delilidir. Allah, her canlı gibi deniz memelilerini de içinde bulundukları şartlara en uygun vücut yapılarıyla yaratmıştır

Merhaba dünya!

Salı, 29 Nisan 2008

WordPress’e hoş geldiniz. Bu sizin ilk yazınız. Bu yazıyı düzenleyin ya da silin. Sonra blog dünyasına adım atın!